İçerik, teknoloji ve yaratıcılığın birlikteliği: Dijitalleşme

dijitallesme

Sadece basılı bir dünya var zannedenlerin sayısının epey azaldığını biliyoruz ama dijitalleşme sürecine kendini tam anlamıyla kimler adapte edebildi? İçeriğin dijital dünyadaki yeri nasıl olmalı?

Reklam, pazarlama, medya gibi sektörler -kısaca işi içerikle olanlar- tam anlamıyla bir geçiş süreci yaşıyor. “Dijitalleşme” olarak basite indirgenemeyecek olan bu süreci hasarsız atlatmanın yolu da içerik, teknoloji ve yaratıcılığın birlikteliğinden geçiyor. Peki bunun için ne yapmak?

Teknolojiyle ve yeni olanla barışmak

Sanal gerçeklik, nesnelerin interneti, yapay zeka gibi konular Terminator serisini izleyerek büyüyenler için korkutucu olabilir tabii ama dünyanın gittiği yönü yok sayıp yerimizde duramayız. İşimizi, iş yapış şekillerimizi teknolojiye karşı korumaya çalışmak yerine, onunla birlikte evrilmenin yollarını aramalıyız.

Ama her yeni gelişmeye ölümsüzlük iksiri gibi bakmamak gerekiyor. Yeni olan her şeyin tecrübe edilmeye ve geçmişle harmanlanmaya ihtiyacı vardır. Yaratıcı olmayan ve fayda sağlamayan bir el ilanıyla yaratıcı ve faydalı olmayan bir 360 derece videonun pratikte çok farkı yoktur.

İçeriği her yere yayabilmek

Pek çok reklamda ve konferansta duyduğumuz “yeni nesil artık içeriği istediği yerde ve zamanda tüketmek istiyor” cümlesi geçerliliğini korumakla birlikte, yukarıda bahsettiğimiz teknolojik gelişmelerle birlikte içeriğin yayılabileceği mecra sayısı tahmin edemeyeceğimiz kadar artıyor. Ama bu “aynı içeriği” bütün mecralarda sunmaya çalışmak anlamına gelmiyor tabii.

Yeni kanallar yaratmak

Teknolojinin nimetlerinden faydalanarak yeni bir kanal yaratmak, sizi rakipleriniz birkaç adım önüne atacaktır. Trendwatching Strateji Lideri David Mattin, can sıkıntısı, dikkat süresi gibi görmezden geldiğimiz durumların daha fazla yaratıcılıkla müşterinin ihtiyaç ve isteklerini karşılayacak şekilde bağlanabileceğini düşünüyor: “Bir örnek mi? Fransız TV kanalı Canalplay, sıkılmış otobüs yolcularını hedef aldı ve bekleme sürelerini daha iyi geçirebilmeleri için otobüs duraklarına dokunmatik ekranlar yerleştirerek 5 ile 11 dakika arasında süren kısa TV şovları seçenekleri sundu.” Ama can sıkıntısını yaratıcı etkileşime çevirmenin yolu her pazartesi sabahı “pazartesi sendromu” içerikli benzer tweet’ler atmak değil tabii.

Peki bu çağda içerik üreticileri ve sahipleri ne yapabilirler? Maxus UK CEO’su Nick Baughan’a göre önlerinde iki yol var: “Birincisi, alternatif platformlar kurarak kontrolü yeniden ele geçirmeye çalışırlar. İkincisi, artık bu gelirlerin yitirilmiş olduğunu kabullenip üçüncü parti platformlardaki gelirlerini maksimize etmeye çalışırlar.” Ama bu durum kaliteli içeriğin ve yaratıcılığın geri plana atılabileceği anlamına gelmiyor.

Beklenmedik iş birliklerine açık olmak

Geride bıraktığımız birkaç ay içinde IBM’in üç tane dijital ajans satın aldığını hatırlayın. Veya spor ürünleri markası Under Armour ve teknoloji markası HTC’nin ortak üretimi HealthBox’ı. Markalar arası, departmanlar arası, ajanslar arası, mecralar arası beklenmedik iş birliklerine ve “birlikte üretime” açık olmalıyız.

icerik pazarlamasında dijital trendler

icerik pazarlamasında dijital trendler

Eskiyi yeniden tanımlamak

Artık eskidiği düşünülen, “yeni kuşak bunlarla ilgilenmiyor” denilen ve tatlı bir nostalji olarak rafa kaldırdığımız alışkanlıkları yeni teknolojilerle yeniden tanımlamanın sunacağı fırsatları düşünün. En imkansız olanı seçenekler arasına alın. Örneğin, uzun yolculuklarda ve mesailerde radyo tiyatrosu dinleyenlerin sayısı tahmin ettiğinizden daha fazla. Yani radyo tiyatrosu bıraktığımız yerde -soba ve kestanenin yanı başında- tozlanmak zorunda değil. Video çağında olsak da “dinlemek” hala çok değerli. New York Times’ın geride bıraktığımız Mart ayında beş kişilik bir podcast ekibi kurduğunu söylesek? Ama bu, yaptığınız 50 dakikalık sıkıcı röportajı dinlemek için can atan bir yığın insan anlamına gelmiyor tabii.

Ekibi tazelemek

İş yapış şekillerinin ve iş tanımlarının değiştiği bir dönemden geçiyoruz. Bu da ekipte dinamizmi ve esnekliği gerektiriyor. Her yıl geleneksel olarak teknoloji vizyonunu ve trendleri paylaşan Accenture, bu yıl, temelinde şirketlerin yetenek havuzunu sürekli güncel ve değişen ihtiyaçlara uyumlu tutmasına yönelik bir yaklaşım olarak tanımladığı “akışkan iş gücü” kavramının önemine vurgu yapıyor. Yerden ve zamandan bağımsız, yeni becerileri olan, birbirinden farklı disiplerde yetişmiş kozmopolit ekiplerin yaratıcılığını tetikleyeceği aşikar. Ama bu “multitasking” yapmaya çalışırken elindekinden de olan bir çalışma sistemi anlamına gelmiyor.

Veriyi etkin kullanmak

Elde ettiğimiz verinin hangi problemlerimizi çözeceğini netleştirmemiz şart. Bu da yine insan unsurunu ön plana çıkarıyor. Small Data kitabının yazarı Martin Lindstrom’un dikkat çektiği gibi: “Tabii ki veri anlam yaratamaz, anlamı biz yaratırız. Pazarlamacılar bir veri analistinden daha fazlası olmalılar.”

Kaynak: www.campaigntr.com